Yas Sözcüğü Sesteş Midir? Bir Hayatın Kırık Dökük Anlatısı
Yas, Her Şeyin Gerçekleştiği O An
Kayseri’nin soğuk bir kış akşamında, evde yalnızdım. Dışarıda kar yağıyor, herkes kendi evinde sımsıkı oturmuş, bir sıcak çayın keyfini çıkarıyordu. Ama benim içim, soğuk dışarıdan çok daha derindi. O an, hayatımın belki de en acı zamanlarından birini yaşıyordum. Yas, sadece bir kelimeydi; ama ne kadar da ağır, ne kadar da derindi. İçimde yankı yapan bir kelime gibi, her geçen saniye daha fazla hissediliyordu. Yas, gerçekten de bir kelime mi, yoksa bir duygu mu?
Birçok kişi için “yas” kelimesi bir kaybı simgeler. Birini kaybetmenin acısını, o boşluğu anlatan bir sözcüktür. Ama o gece, kelimenin sadece anlamı kadar, sesteşi de kafamda dönüp duruyordu. Çünkü o gece, sadece bir kayıp değil, aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığı, derin bir hüsran içindeydim. Yas kelimesi sesteş mi? Ne demek bu? Sesteşlik, bir kelimenin aynı sesle ama farklı anlamlarla hayatımıza girmesi değil mi? Ama benim için bu kelime, hem kaybı hem de beklediğimi bulamamanın acısını taşıyor gibi hissediyordu.
Yas ve Kaybın Derin Anlamı
O akşam, saatlerce odama kapanıp eski defterlerimi karıştırdım. Geçmişteki anılar, birer fotoğraf gibi gözlerimin önüne geldi. Yazdığım yazılarda, dertlerimi ve hayallerimi, sevdiğim her şeyi ne kadar içten ve tutkuyla yazmışım. Ama bir şey vardı ki, sürekli beni hatırlatıyordu: Yas. Kayıp kelimesi değil, bir şeyin eksikliği… Hayal kırıklığı… Beklentilerimin boşa çıkması. Şimdi, eski yazılarımı okurken, yaşadığım o kadar çok şey vardı ki… Ama asıl acı veren şey, kaybettiklerim değil, beklediğim güzelliklerin hiç gelmemiş olmasıydı.
Bir süre sonra, o kadar çok derin düşünceye daldım ki, zamanın nasıl geçtiğini bile fark etmedim. Yas, kaybın anlamı olabileceği gibi, aynı zamanda bir şeyin beklenmesi, ama asla gelmemesi anlamına da geliyordu. Aynı sesle iki farklı anlam, tıpkı bir zamanlar benim hayallerimle gerçeklerim arasında yaşadığım o kararsızlık gibi… Bazen kaybetmek, bir şeyin bitişi, bir başka zaman ise bir şeyin hiç var olmaması… O an her ikisi de içimdeydi.
Yas ve İçsel Çalkantı
Gecenin ilerleyen saatlerinde, odada yalnız başıma otururken, dışarıdaki karın sessizliği bile beni rahatsız etmeye başladı. İçimden bir ses, “Gerçekten kaybettin mi?” diye soruyordu. Bunu sormak bile bir şekilde boş bir soru gibi geliyordu. Bir kaybın olabilmesi için, bir şeyin var olması gerekmez miydi? Yoksa ben sadece hayal kırıklığımı yas mı tutuyordum? Yas kelimesi sadece kaybetmek değil, aynı zamanda beklenenin hiçbir zaman gerçekleşmiyor olmasıyla da ilgiliydi. Hani bazen umudun peşinden koşarsınız, ama o umut, aslında hiç var olmamış olur. Bir hayale sarılırsınız ama o hayal, her geçen gün daha da uzaklaşır.
Biraz daha içeri girdiğimde, aklıma eski günler geldi. Gençken, hayatta her şeyin güzel olacağına dair kurduğum hayaller vardı. Ama her hayal kırıklığı, içimde biraz daha soğuyordu. İşte o an, yas kelimesinin sesteşliğini daha iyi hissettim. Kaybetmek ve beklemek arasındaki o ince çizgi, içimde bir boşluk oluşturuyordu. Bazen kayıplar, büyük acılar değil; bazen sadece bir şeyin gerçekleşmemiş olmasıdır. Belki de bu yüzden içimdeki yas daha derindi.
Yas ve Geçmişle Hesaplaşma
Biraz daha derinleşmeye karar verdim. Sanki zaman durmuştu ama bir yandan da geçmişin acıları birbirini takip ediyordu. Birçok arkadaşım ve ailem, hayatın doğal akışında kaybolup gitmişti. Onları kaybetmek, her zaman bana bir şekilde “gerçek kayıp” gibi gelmişti. Ama şimdi, her geçen gün daha fazla fark ediyorum ki, gerçek kayıp, bazen bir şeyin hiç başlamamış olmasıdır. Geçmişe dönüp baktığımda, eski sevgililerim, arkadaşlarım, kırık dökük ilişkiler… Ama ne vardı? Hiçbir şey kalmamıştı. Yas tutmaya bile değmeyen bir gerçeklik vardı.
Gece boyunca düşüncelerim arasında kaybolurken, yaşadığım bu hayal kırıklığına tam anlamıyla bir isim koyamıyordum. “Yas” kelimesi bana hem kayıplarımı hatırlatıyor, hem de gerçekte kaybetmediğim şeylerin acısını. Beklediğimi bulamamak, o kadar derin bir his yaratıyordu ki, aslında bir kayıp bile değildi. Bir kaybın ardından yas tutmak, her zaman bir anlam taşır. Ama ne olursa olsun, kaybolan hiçbir şeyin yerine konamayacağını anlamak zorlayıcıydı.
Yasın Kökleri: Beklemek ve İleriye Gitmek
Sonunda, içimdeki çalkantılar yavaşça sakinleşmeye başladı. Yas, kayıpların ardından gelen bir duygu olabilir, evet. Ama bir o kadar da kaybolmamış şeylerin getirdiği bir boşluk, bir bekleyiş duygusudur. Gelecek belirsizdir ve bazen bu belirsizlik, insanı tam anlamıyla sarmalayabilir. Ama bir şey öğrendim; yas tutmak, bir kaybın ardından değil, aslında her şeyin hâlâ çok uzak olduğunu anlamakla da ilgiliymiş.
Ertesi sabah, bir türlü uykusuz geçen geceyi ardımda bırakırken, Kayseri’nin soğuk havası burnuma çarptı. Yas sözcüğünün sesteşli anlamı, beni bugüne getirdi. Hem kaybetmekti, hem de bir şeyin hiçbir zaman olamayacağı gerçeğiyle yüzleşmekti.
Belki de gerçek yas, hayatta neyi kaybettiğimiz değil, aslında hiç bir şeyin gerçekleşmemiş olmasıydı. O geceyi hatırladıkça, “yas” kelimesinin taşıdığı acı ve derinliği, şimdi daha iyi anlıyorum. Bazen, kaybedilenin yerine konamaması, en büyük kayıp olur. Ama belki de hayatın getirdiği yeniliklerle, bir gün yeniden başlamanın, yeniden umut etmenin zamanıdır.