Hisar Çelik’in Sahibi Kim? Bir Genç Adamın Umutla Arayış Hikâyesi
Hayatımda bazı sorular var, ya da belki de tek bir soru… İnsanı hem yormayı hem de yaşatmayı seven bir soru. Hangi yol doğru, hangi insan doğru, hangi iş doğru? Bir şeyi sahiplenmek, gerçekten anlamak, değerini bilmek, daha da önemlisi ona “gerçekten sahip olmak” ne demek? Bu yazının kahramanı, kaybolan bir iz. Hisar Çelik ve onun sahibi, derin bir merakın ve bazen de hayal kırıklığının kaybolan simgesi.
Kayseri’nin Sıcak Rüzgarında Bir Arayış
Kayseri’nin sıcağı yavaşça içimi yakarken, önümdeki masada bir gazetede gördüğüm bir başlık var: “Hisar Çelik’in Sahibi Kim?” İşte tam da bu sorunun içinde bir boşluk hissettim. Her gün yazılarımı, çizimlerimi yazıp kaybolurken, bu sorunun beni nasıl da içine çektiğini anlamadım. O başlık, o kelimeler, sanki bir büyü gibi bana çok şey anlatmaya çalışıyordu. İşte o anda, önümdeki masada güneşin sıcak ışıkları altında, bir anda çözülmesi gereken bir bulmaca gibi hissettim.
Hisar Çelik. Kayseri’nin simgelerinden biri, çelik sektöründe adını duyurmuş bir firma. Adını yıllarca duydum, fakat sahibini hep bir türlü öğrenemedim. Ne hikmetse her zaman adı geçerken, hep bir belirsizlik vardı. Şirket büyük, güçlü ama kimse sahibinden bahsetmezdi. Çelik gibi bir şey… Sert, güçlü ama o kadar da soğuk. Peki kimdi bu insan? Kimdi Hisar Çelik’in sahibi? Hangi karanlıkta yüzen, kim bilir hangi duyguları besleyen bir adam vardı bu büyük çeliğin arkasında?
Bir sabah kahvemi yudumlarken, yazdığım defterin köşesindeki düşüncelerim gibi kaybolduğumu fark ettim. Bu soru, beni içine çekmeye devam ediyordu. Hemen köyün kahvesine, büyüklerin arasında muhabbet ettiğimiz o eski mekâna gitmeye karar verdim. İşte belki burada bir şeyler bulurum diye düşündüm.
Eski Kahvede Geçen Bir Sohbet
Kahvehaneye adım attığımda, masalardan birinde, yıllardır görmediğim Mehmet Abi oturuyordu. Yaşlı, ak saçlı ama gözleri hala canlıydı. Hemen yanına gittim ve selam verdim.
“Mehmet Abi, merhaba. Nasıl gidiyor?” dedim.
“Ahh, oğlum, her şey gibi… Sen nasılsın? Ne yapıyorsun?” diye sordu.
Onun bu soruları hep sevmişimdir. Çünkü her defasında, hayatın hiç de sıradan olmadığını hatırlatıyor gibi hissederdim. Hemen söyledim:
“Valla bir soru takıldı kafama. Hisar Çelik’in sahibi kim biliyor musun?”
Gözleri bir an durdu, sanki sorumdan tedirgin olmuş gibiydi. Ama sonra bir tebessüm etti ve başını sallayarak “Bilmem ki. Herkesin bildiği ama kimsenin tam olarak anlatmadığı bir konu bu,” dedi.
İçimden bir umut doğdu. Mehmet Abi’nin bu cevapları hep beni yönlendiren bir pusula gibiydi. O cevabı bir işaret gibi alıp devam ettim:
“Hisar Çelik hakkında neler duydunuz?”
Mehmet Abi, yavaşça gözlerini tavla tahtasında kaydırırken, bir parça kafasını kaldırıp bana bakarak, derin bir nefes aldı:
“Çelik, işte… Herkesin bildiği bir şey var ama kimse tam anlamıyor. Büyük iş adamları var, büyük paralar var, ama aslında kimse tam olarak Hisar Çelik’in sahibini bilmez. Çünkü o, bir insan değil, bir semboldür. O çelik bir simgedir. Kimse gerçekte o sahibin kim olduğunu sormaz. Belki de sormamalı.”
Bunlar, her zaman gittiğim yollarda karşımda duran o duvarlar gibiydi. Cevaplar bir kenara, daha fazla soru doğuyordu. O his, daha önce yaşadığım o büyük hayal kırıklıklarının tekrarı gibi bir şeydi. Yani, belki de Hisar Çelik’in sahibini bulmanın anlamı yoktu. Belki de insanlar sadece o güçlü yapıyı görmek, o çeliği tutmak istiyordu. Kimi zaman sahip olma hissi, çok daha önemliydi, sahibi kimse, hiç önem taşımıyor gibiydi.
Hisar Çelik ve Hayal Kırıklığı
O günden sonra, kafamda büyüyen bir soruya daha takıldım. Hisar Çelik gibi güçlü bir yapının arkasında, bir simge, bir efsane ya da bir rüya mı vardı? İnsanlar o gücü hissedip onu yüceltirken, sahibinin kim olduğunu hiç mi sorgulamazlardı? Beni bir şekilde tanımlayan bir hayal kırıklığıydı bu. Çünkü ben bir insanın kim olduğunu görmek istiyorum. O güçlü çeliğin sahipliğini, bir insanın gözlerinde görmek istiyorum.
O an düşündüm, belki de bu bir yolculuktu. Bir kişinin, ya da bir şirketin sahibi olmak, yalnızca maddiyatla ölçülen bir şey değil. Belki de Hisar Çelik’in sahibi olmak, ne kadar çok insana dokunduğunla, onları ne kadar değiştirebildiğinle ölçülüyordu. Kimseye ne kadar güçlü, ne kadar değerli olduklarını gösterdiğinle.
Ve işte o zaman fark ettim: Belki de Hisar Çelik’in gerçek sahibi, kim olduğunu bile bilmeyen insanlardı. Her gün orada çalışanlar, her gün o çeliği tutan, onu hayal eden, ona değer veren herkes.
Hisar Çelik’in Sahibi Kim? Cevap Bende
İçimde uzun bir süre hissettiğim eksiklik, o kahvehanede bulduğum anlamla tamamlanmıştı. Hisar Çelik’in sahibi kimdi? Benim gözümde, o sadece bir isim değil, bir simgeydi. Onun sahibi, bu şehrin her köşesinde hissettiğim o kaybolmuş duygularla şekillenmişti. Belki de Hisar Çelik’in sahibi, herkesin içinde bir yerdedir. Bizim hayal kırıklıklarımızda, umutlarımızda ve en sonunda da hayatlarımızda…
Ve ben, işte şimdi bu yazıyı yazarken, Hisar Çelik’in sahibinin kim olduğunu buldum. Bir adın, bir çeliğin, bir şirketin sahibinden daha önemli bir şey vardı: Hisar Çelik, insanların duygularının, inançlarının ve umutlarının sahibiydi.